“one day.. you fall for this boy… and he touches you with his fingers.. and he burns holes in your skin with his mouth.. and it hurts when you look at him.. and it hurts when you don’t.. and it feels like someones cut you open with the jaggy piece of glass…”
“i came from a hole”
Karanlık aydınlanıyor bekledikçe yanında. Gözleri ışık. Gözleri kocaman. İçinde sevdiğim herkesi görebileceğim kadar kocaman gözleri. Sesi en sevdiğim şarkıların müzikleri gibi. Alıp harcıyor beni boşlukta. Anlattıkça dinliyorum. Anlatacak hiç bir şeyim olmadığından susmasını istemiyorum. O bir bir anlattıkça, ben fark ediyorum onsuz geçen zamanı. Onca zaman içtiğim sigaranın hesabını yapıyorum hemen. Nasıl ölmediğime şaşırıyorum. Ölmedim. Yaşamıyorum. Aradayım. Büyük elleriyle yanımda duruyor. Büyük elleriyle tutup çıkarıyor beni sıkışıp kaldığım aradan. Etraf sarhoş edecek kadar aydınlık. Konuşmuyoruz. Suskunluk mutlu ediyor beni. Konuşacak bir şeyler olmasına gerek duymayacak kadar tanıyoruz sanki birbirimizi. Sanki geçen zaman içinde tanıştık. Beklerken tanıdık birbirimizi. Mutlu hissettiğimi hissediyorum. Alışık olmadığım bir duygu. Benimsemeye çalışmıyorum. O anın tadını çıkarırken, bir şeyleri sahiplenmek istemiyorum. Derken:
Bir sigara yakıp, vazgeçiyorum. Alışık değilim nede olsa. En çok “Sanırım” demek istedim sana. Demediğime üzülmedim ama.
-Alıntıdır.
Doğru masal olmadığı gibi, doğru yer, doğru zaman, doğru kişi diye birşey yoktur. Varoluş, hepten bir yanlışlıktır belki de.Hepimiz saçmasapan tesadüflerin esiri olan hayatlar yaşıyor ve bu hayatların altında bir düzen arıyor olabiliriz. Sonuçta, bize kelimeler ve hikayeler kalıyor yalnızca. Hatıralarla pişmanlıkları saymıyoruz bile..
(Murathan Mungan - Üç Aynalı Kırk Oda)
Acınası tesadüflerle ayrılıyorsun molekülden, hüzün hastası bir hayvansın. şiddetli baş ağrılarıyla çalkalanan çok kurak iklimlerde, büyük sinir krizlerinde ağır işkence görmüş şehirlerde saadetin zarif, adaletin ince.
Bir miktar alkol ve ürperti alıyorsun kelimelerin karardığı peşin hükümlerde. şahsi sevişiyorsun şiddetin bütün bitki örtüsüyle. gözlerin ucuz, tutkun ucuz, direncin ucuz. Tehlikeli bir yalan gibi duruyorsun. ruh yoksulluğunun harikulade iskeleti üzerinde.
Tutulamayacak yeminsin, yemin ederim, her insana gerçek aşkı öğretecek bir külfetin var ve alelacele asılmış bir çocuk militan gibi şaşkın ama onurlu bakıyorsun yükseldiğin gökyüzüne.
Ben seni ayakta alkışlıyorum, hep ayakta alkışlıyorum seni ben yollarda yürürken alkışlıyorum sinemalarda, üçüncü sınıf oyuncularda alkışlıyorum.
Afrika’nın içlerine doğru alkışlıyorum.
vuruşurken alkışlıyorum seni ben evet, hüzün hastası bir hayvansın.
Acınası tesadüflerle ayrılıyorsun.
Kainata gösterdiğin sahte hüviyetinden.
O nasıl bir hale bana cimri, başkalarına bonkör bedeninde;
Bir acı votka tadı yakalıyorum dilenen bakışlarında.
‘suçsuzum’ diyorsun, ’ tarzım bu ’ diyorsun. aç bir kurt gibi iniyor yüzüne hüzün kirpiklerin alnına deyiyor. Bende deyiyorum alnına cevapsız sorularımla, uykum geldi diyorum
Seni sevmekten uykum geldi.
Jilete abanıyorum.
Korkuya abanıyorum.
Tek arkadaşım yok öbür tarafta çünkü!
Çek perdeleri, kapat ışıkları bu telaşlı yokoluşun fosforu aydınlatır bizi uykum geldi diyorum
tutulamayacak yeminsin, yemin ederim. Her yeri keserim, herkesi, herşeyi keserim bıçağımı taşıyan elde kader çizgim de gizli!
Bitiyor.
Sancıda safları sıklaştıran o garip haz bitiyor bir kez olsun samimi bak bak! gecenin eteklerine eşkiya ayrılıklar siniyor! Acınası tesadüflerle ayrılıyorsun molekülden, ateşler içinde bırakıyorsun sana biriktirdiğim suyu. Oysa hiç sansım kalmadı yeniden doğmak için, bana ait olduğu belirtilen külden.
Al bu külü de götür.
Al bu külü de götür, diğer taraflara üfle.
Muzaffer bir hain gibi ayrıl.
Tertemiz hayal hikayemden.
(Source: zebrach)
(Source: weheartit.com, via togetherlessalone)
Bir şey gercek olamayacak kadar güzelse, gercek değildir.
Gerçekle yüzleşmeyi öğren.
İçtiğimiz kahvenin bile tadını alamadığımız günlerdi, etrafımıza baktığımız ama göremediğimiz günler..
Benim dizim kırıktı, alçıdaydı tüm bacağım.. Zorlukla yürüyordum, yürürken ayak bileğime baskı yapıp kızartıyordu alçı.
Yolda ayağım takılmıştı düşmüştüm, demirlere çarpmıştım dizimi, diz kemiğim kırılmıştı..
Arkadaşlarımın aslında ne kadar az olduğunu fark ettiğim günlerdi, hava bir türlü ısınmıyordu. Aylardan Nisan’dı fakat hava -1500 derece idi sanki, ve sürekli yağmur yağıyordu.
Yağmurun benim için “mutsuzluk” demek olduğunu fark edeli 7 yıl geçmişti.
Mutsuzdum, yeni başladığım işime gidemiyordum, işleri evden yürütmeye çalışıyordum, olmuyordu.
Havanın geç kararmaya başladığı günlerdi, gecelerin kısaldığı günler, ama geceler bitmiyordu sanki, asla güneş doğmuyordu.
Hayatımdaki insanlardan 3ünü silmiştim,”iyi gün dostu” diye nitelendirip. “Gezmeye çağırsam koşa koşa gelirler” bile demiştim.
Dostlarım arayıp sormuyordu, sevgilim beni sevmiyordu, babamla anlaşamıyorduk.
Yolun ortasında demir ne gezer demeyin, vardı işte, ve ben onlara dizimi çarpmıştım.
Koltuk değnekleriyle yürürken kollarıma ağrı giriyordu, ellerimin içi kıpkırmızı oluyordu.
Falcının “şanslı bir dönemindesin” dediği günlerdi işte,
Rüyalarımda deniz ve ayakkabı gördüğüm günler.
Merkür gezegeninin bizi etkisine aldığı günlerdi, her türlü kötü enerjisini üzerimizde hissettiğimiz günler.
Ben güzel müzikler bulmuştum sırayla hepsini dinleyip dinleyip mutlu olmaya çalışıyordum.
Olmuyordu işte meyve bıçağıyla ekmek kesmeye çalışıyorduk, ufalanıyordu..
Bacağımdaki alçıdan sabahı zor ediyordum. Doktora yalvarmıştım çıkaralım diye, sen eğitimli insansın, çıkarırsan daha kötü olacağının farkında olman lazım demişti.
Ameliyat olma riskin var demişti.
“Ameliyat dediğin birkaç saat, delilik ömür boyu
Benim en çok kafayı yeme riskim var” demiştim,
İçimden.
İçimden konuştuğum günlerdi; bir sürü şey düşünüp hiçbir sonuca ulaşamadığım.
Bir sürü şey konuşup aramızdaki ilişkileri düzeltemiyorduk.
Bir sürü şey yazıp-çizip, derdimizi anlatamıyorduk.
Bir sürü şey yiyorduk ama doyamıyorduk işte.
İyice çiğnemeden yutmaya çalışıyorduk, boğazımızda kalıyordu.
Basit matematik kurallarının bile işlemediği günlerdi, ikiyle iki dört etmiyordu. Sevdiğin kadar sevilmiyordun, dahası kimse kimseyi sevecek kadar enerji bulamıyordu içinde.
Herkesin çok işi vardı, herkes bir şeylere yetişmeye çalışıyordu, herkesin babasıyla sorunları vardı.
Herkes sevgi istiyordu, ama sevmek kimsenin işine gelmiyordu.
Zaten ben de bu bacakla pek seksi görünmüyordum.
Sanki içimde yüzlerce irili ufaklı yara var,
ve biz konuşurken sen hepsine teker teker dokunuyorsun
iyileştirmek için mi?
beni acıtmak için mi?
bilmiyorum.
senin gözleri açık bir kadına ihtiyacın var,
benim ılık süte ve huzura ihtiyacım var.
benim
biraz
uykuya
ihtiyacım
var.
-
Fransayı boykot için bugün Renault dolmuşa binmedim.Sanırım otomativleri yarına kadar çöker :))
-
Şarabı sokakta içersen ayyaş, restraurantta içersen mösyö, şömine başında romantik, eğer güneşin altında içersen de göt olursun demiş şair..
-
Bayram temizliğine insanlardan başlayınız..Sizi üzen, verdiğiniz değeri haketmeyen, göz yaşlarınızı önemsemeyen insanlardan..
-
-
-
yeter artık kış gelsin amınakoyim ya bu ne lan. bütün ter götümden aktı gitti resmen.
12 temmuz 2011 15:42 İstanbul
yaz gelsin artık ya...
-
LAN, YOKSA ?! sdfgljkhjg
Lan moralim bozuk güldüm amq...


